20 Haziran 2017 Salı

Cübbelilerden, Cübbeli Ahmet Hoca'ya: 'Yahu sen nasıl tescilli bir yalancısın arkadaş' | Mehmet Fahri Sertkaya yazdı...


İyice giriyorlar birbirlerine...


Binbir parçaya ayrılmış durumda olan bozuk tarikat İsmailağa'nın, Masum Bayraktar (Fatih Medreseleri) kolu, özellikle son dönemde köşeye sıkışıp durdukça sayısız kere yalan söylediği ve iftira attığı ispat edilebilen Cübbeli Ahmet Hoca denilen şahıstan bile daha bozuk.


Bunca yıldır anlattığımız türlü türlü rezilliği var bu Cübbeli'nin ama bu Masum Bayraktar kliği ve de bu kliğin mensubu bu ekranda gördüğünüz Recep Konuk, anlattığımız bu hakikatleri samimiyetle ele alıp gür sesle anlatmak yerine, Cübbeli'nin avukatının babasının FETÖ'cü olduğundan dem vuruyorlar. Ve Recep Konuk bunu "Bomba etkisi yapacak açıklamalar" olarak tanımlıyor. O da net değil, elinde sadece, avukatın babasının telefonundan Bylock çıktığı bilgisi var. Başka bir şey bilmiyorlar. Avukat hakkında da bir şey bilmiyorlar. Zaten hukuk da bilmiyorlar. Zaten İslam alimi, hatta mutasavvıf alimler olarak görünmeye çabalıyorlar ama doğru düzgün ilim, irfan sahibi değiller ve hak, hukuk da umurlarında değil. Bylock çıkması ile kimse terörist ilan edilemez. İdari kadrosu ihanete varmış bir İslam cemaatine tabi olan herkes, toptan terörist, FETÖ'cü de ilan edilemez. Birileri siyasi geleceğini kurtarmak ve vatana ihanete kadar varan somut binlerce suçlarından dolayı yargılanmamak için hukukun ırzına geçmeye teşebbüs etmiş olabilir ve halkın ciddi bir kısmı bile bu hususta kandırılmış, aldatılmış olabilir ama alim/hoca sıfatı ile meydana çıkan kişi de bunlara tepkisiz kalır, bu oyunlara kendi menfaatleri gereği alet olursa, aynı taktiklerle hasım gördüklerini harcamanın vesilesi yaparsa, söz hiç uzatılmadan kendisine "Hadi oradan lüzumsuz herif. Hiç mi mürekkep yalamadın ya da hiç mi Allah inancın ve Allah'tan korkun yok?" denilir. Bir kimse, FETÖ denilen ve üst kademesi gerçekten vahim suçlara bulaşmış olan bu cemaate, gerçekten mensup olsa bile ve cemaat içinde yoğun olarak kullanılan ama uygulama mağazasında herkese açık olarak indirilebilen ve isteyen herkes tarafından kolayca kullanılabilen yazılımı da kullansa, bu yazılım üzerindeki yazışmalarında somut şekilde terör suçu unsuru bulunamadıktan sonra ve adaletle yargılanıp bu durumu ispatlanamadıktan sonra, terörist ilan edilemez. Eden kişi ile dünyada ya da olmadı ahirette hesaplaşmak zorunda kalır ki iftiranın ne büyük bir günah olduğunu, geçen sefer ki videolarında, iftirayı adet edinmiş Cübbeli'ye cevaben kısaca izah etmişlerdi.


Akademi'de anlattıklarımızı anlatsalar "Bomba etkisi yapacak açıklamalar'' dediği şeye kıyasla "Atom bombası" sayılır, ispatları ile gözler önüne serdiğimiz o mevzular, o sarsıcı gerçekler... Cübbeli'yi daha kısa sürede gerçek yüzü ile tanıtmalarına da vesile olur ama bununla birlikte beraberce mensup oldukları yollarının, İsmailağa'nın, baştan ayağı bozuk olduğunu da anlatmış olurlar. Geçelim 20 yıldır akıl sağlığı yerinde olmayan Mahmud efendiyi, Ali Haydar efendide bile bir hüner olmadığını da ister istemez anlatmış olurlar. Mevzu da hemen kapanır ve bu tartışmalar bilter ama bu şekilde kendi topuklarına sıkmış olurlar. Bu şahıslar, görünmek istedikleri kalıbın adamı olsalar, o bozuk yolda bir dakika daha durmazlar.

Bu Masum Bayraktar grubunun önceki videolarında da Cübbeli'nin üzerinde bulunan huylar, tavırlar, samimiyetsizlik, aynı derecede hakimdi. Şimdi bu videolarında da görülüyor. Yok birbirlerinden farkları.

Bu Recep Konuk'un, 'efendi hazretleri' dediği, mürşid hatta müceddid olduğunu iddia ettiği ama bir cami imamından ya da çok çok bir müftüden başka bir şey olmayan Mahmud efendiyi, birileri zehirlemişse, iddia ettiği gibi zehirleyenin kimliği de belli ise, hanımı bile "Eşimi zehirlediler" diyorsa, neden savcılara basın yolu ile suç duyurusunda bulunuyor?

Mahmud efendi "Beni zehirlediler" deyip davacı olsun? Adam koca müceddid ve cemaatin başında. Bunca şeyin hakkından geliyor da şu kadarcık mevzuya mı takılıyor? Yok eğer zehir derken akıl sağlığını alacak bir şeyden bahsediyorsa ve Mahmud efendi akıl sağlığı alınmış bir halde ise hanımı davacı/şikayetçi olsun? Hiç olmadı, hukuk yoluna enteresan şekilde gidemiyorlarsa, Mahmud efendi "Ben bu şahısların arasında kalmak istemiyorum" deyip alsın başını çıksın kendi hanesine, başka bir haneye?

Ya da konuşan bu şahıs, Recep Konuk çıksın kendisi şikayetçi olsun? Zaten zehirlediğini iddia ettiği kişinin ismini de verdi. Bu andan itibaren ya ispat da eder, ya da kendisi de, tıpkı saldırıp durduğu Cübbeli gibi müfterinin teki olarak ortada kalır. Muhatabını yalancılık ve müfterilik ile suçlayan bu şahıs, yoksa elinde somut ispat olmadan mı alemin önüne çıkıp isim vererek böyle çok ağır suçlamalarda bulunuyor? İsim vererek suçlayabilecek kadar elinde somut delil varsa, ne duruyor ve sözü, mücedeleyi böyle gereksiz yere uzatıyor, neden basın yolu ile suç duyurusunda bulunuyor? Gitsin hiç olmadı kendisi suç duyurusunda bulunsun? Bunca Müslümanla dalga mı geçiyor bunlar?

Bu ne rezilliktir böyle... Tencere dibin kara, seninki benden kara... Adları gibi biliyorlar Mahmud efendinin 20 senedir kendini bile tanımadığını, birkaç saat öncesini hatırlamadığını, akıl sağlığının yerinde olmadığını, Prof. Dr. Sefa Saygılı dahil çok sayıda psikiyatra götürüldüğünü ama şifa bulunamadığını, yetmezmiş gibi sihir/büyü tesiri ile de ailecek acınacak hallere düşürüldüğü, üfürükçülere bile koşulup çare arandığını... Biz bunları yıllar önce ispatları ile gözler önüne serdik, bütün Türkiye'ye duyurduk ve dürüst karakterli herkes için mevzuyu orada bitirdik, kapattık. Ve adları gibi biliyorlar, bütün bunlara rağmen ismi üzerinden tartışıp atışıp durdukları Mahmud efendinin, mürşid, müceddid hatta veli ve hatta istikamette bir zat bile olmadığını ama dinimizi ve böyle tasavvufi kavramları/makamları siyasetlerine, menfaatlerine alet ediyorlar. Çok çok kuvvetli nifak alametleri bunlar. Zaten merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun, Cübbeli hakkında, herkesin işiteceği şekilde açıkça "münafık" derdi.

Şu Recep Konuk şu videoda, şu kadar kısa sürede, topkı münafık denilen Cübbeli'nin sık sık yaptığı gibi, farkına varamadan aslında kendi cürümlerini sıralıyor. Kendinin ne olduğunu aleme ilan ediyor ama umurunda da değil, birkaç dakikalık şu videoda kendisi ile nasıl tezatlar sergilediğini kavrayacak kadar sükunete, zekaya, seviyeye ve en önemlisi samimiyete de sahip değil. Anca ekranlara oynuyor. Cübbeli'yi eline düşürüp "Başkomutan" çektiren ve FETÖ ile bütün suçları uzuuunn yıllar boyu beraberce işleyen AKPKK'ye, diğer videolarında yıkama yağlama yapacak ve bunu din adamı görünümü ile yapacak kadar samimiyetsizler.

akademi dergisi, bylock, cübbeli ahmet hoca, doç dr. sefa saygılı, FETÖ, ismailağa cemaati, mahmud ustaosmanoğlu, masum bayraktar, recep konuk, sahte mürşidler, Mehmet Fahri Sertkaya,

İsmailağa'nın kan kaybettiğini söylüyor. Doğru.. Lakin bu yeni bir şey değil. Son yıllarda hızla eriyorlar. Çünkü altı seneden fazladır bu bozuk yolun dibini oyuyoruz büyük bir gayretle ve örnek bir duruşla ve bütün Türkiye'ye her şeyi çoktan anlattık. Her yönden ele aldık, 'Sizin dininiz, sizin sonsuz saadetiniz üzerinden işte bunları yapıyolar, işte sizi böyle sömürüyorlar. İşte müceddid dedikleri adamın hali. İşte müceddid ilan ettikleri sempozyumdaki sahtekarlıklar. İşte en büyük hocaları bilinen şahısların dip seviyesi, ilimsizlikleri, akıllara zarar fetvaları v.s." dedik anlattık. Bir kişi bile karşımıza çıkamadı. Ana kolanları bile iyice sarsılmaya başlayınca, o cübbeli denilen müfteri, yalancı ve fitneci şahıs, son derece dip bir seviye ile sözde buna mani olmaya kalktı, attı tuttu, kattı katıştırdı. Ortada altı koca sene boyunca, bunca meseleden herhangi birinde bile, yapabildiği bir dakikalık bir reddiye bile olmadığı halde, bir de 'Ben reddiyelerimde haklıyım' diyebildi. Alacağı karşılığı aldı, dik duruşu da gördü, hesapları da şaştı, kuru gürültünün arasında bu mücadelemize mani olabileceği zannı tutmadı, birkaç günde tükürdüğünü de yaladı. Hala merkezimizin bize dava açtığı iftirasının arkasına delil getirecek ve sözde açılmış davanın takip numarasını verecek. Ve daha neler, neler.. Bunlar herkesin bildiği meseleler. Ve o günden bu güne İsmailağa'nın kan kaybedişi çok çok hızlandı. İyice dibe vurdu. Hatta bunun ardından, bu bozuk İsmailağa'nın bazı sözde hocaları ile çirkin münasebetleri bulunan sözde üstad Kadir Mısıroğlu bile Akademi'nin tokadını yedi. O da susup kaldı. Videolarımızı kaldırtmaya çabalamaktan başka hiçbir şey yapamıyor. Her geçen gün büyük bir hızla kan kaybediyor.

Bu Masum Bayraktar grubu araya hiç girmese de İsmailağa denilen bozuk yol yıkılacak. Bunlar hedeflerine ulaşıp bu bozuk tarikatın başına geçseler de bu bozuk tarikat yıkılacak. İslamcılık akımı yıkılacak. Herkes biliyor ki dini dünya menfaat ve siyasetine alet eden islamcılık akımının bile köküne kibrit suyunu döktük ve büyük bir hızla kurumaya başladı. Hepsi de boşa kürek çekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

 Dikkat!  Gerçek sahibinin CIA olduğu ispat edilmiş olan Facebook ve benzeri Amerikan menşeli sosyal ağlar bizi uzun yıllardır sansürlüyor. Bu yayını paylaşıp, söz konusu sosyal ağlar üzerinde yaymayı, duyurmayı başaramayacaksınız. Ayrıca bu sosyal ağlardaki sayfalarımıza takipçi olduğunuzda, paylaştıklarımızın çoğunu göremeyeceksiniz. Bu, son sekiz senedir bu şekilde. Bu nedenle bizi, Akademi Dergisi'ni ve Mehmet Fahri Sertkaya'yı, farklı konudaki yüzlerce sitelerimizin bütün yayınlarını Telegram kanalımızdan takip etmenizi tavsiye ederiz: www.t.me/AkademiDergisi 

(Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

9 Mayıs 2017 Salı

Halid-i Bağdadi, mürşid-i kamil değildi. Müceddid, hiç değildi | Silsilesi bozuk tarikatlar | İsmailağa | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, halid-i bağdadi, ismailağa cemaati, müceddid, cübbeli ahmet hoca, silsile-i saadat, Süleyman Hilmi Tunahan, abdullah-ı dehlevi,

Halid-i Bağdadi, mürşid-i kamil değildi.

Müceddid, hiç değildi...

O devrin müceddidi, Silsile-i aliyyenin sıralamada yirmi sekizincisi olan, Hindistan'da yaşayan, 1745'te dünyaya gelen, 1824'te alemi değişen Abdullah-ı Dehlevi (k.s.)dir.

Abdullah-ı Dehlevi'den önceki müceddid, Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleridir. Gerçek adı Şemseddin Habibullah'tır.

Abdullah-ı Dehlevi'den sonraki müceddid, Selahaddin ibn-i Mevlana Siracüddin (k.s.)'dir. Buhara'lıdır. Şeyh Mazhar İşan Can-ı Canan (k.s.) Hazretlerinin en büyük halifesidir. Altun Silsile'nin dokuzuncu büyük rütbesi ve sıralamada otuz ikinci halkasıdır.

Her devirde müceddidler, Nakşibendi tarikatının Müceddidiye/Müceddidler kolundan çıkmıştır. Nakşibendi tarikatının Müceddidler kolunun 33. ve son halkası da Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)'dır.

Bir kimsenin, bu kolun gerçek müceddidlerinin haricinde, bir devirde başka birinin müceddid olduğunu iddia etmesi, ya bu hususlardaki cahilliğindendir, ya da art niyetindendir. 

Yıllardır bu husustaki ikazlarımızı görüp, çaresiz kalıp karşılık veremeyen, 5-6 sene sonra iyice sıkışınca bu yayınlarımızı diline dolayıp, din düşmanlarına, tasavvuf düşmanlarına saldırır gibi Akademi Dergisi'ne saldıran cübbesi çıkasıca lüzumsuz herif, ortalığı darmadağın etmiş, herkesi birbirine katmıştı. Sonra Akademi'nin ve Süleymanlılar cemaatinin dik duruşunu görünce de, yaptığı terbiyesizlikleri sağlam geri vitese takarak telafi etmek istemiş ve kısa süre sonra bir videolu sohbetinde bu hakikati, nihayet kabullenmek zorunda kalmış ama art niyetine devam ederek "Evet öyle, müceddidler bu koldan çıkarlar ama Hindistan'da da müceddidler var, şurada, burada da var" diyerek yine kendisine yakışanı yapıp, kabullenmeye bir kez daha mecbur kaldığı bu hususu hiç değilse sulandırmıştı. Müceddidiye kolu tektir ve izah ettiğimiz koldur ve Halid-i Bağdadi zamanında bu kolun halkası yani müceddidi, Abdullah-ı Dehlevi (k.s.)dir. 

Biz yıllardır çok açıkça söylüyoruz: 

➥ Silsilesinde Halid-i Bağdadi, bir mürşid ya da müceddid olarak geçen bütün yollar, bozuk, nursuz, icazetsiz yollardır. İsmailağa bozuk bir yoldur. İhlasçıların yolu bozuk, nursuz, icazetsiz bir yoldur. Diğerleri de hep böyledir. Bu, hakikatin ifadesidir. Hiç kimsenin büyüğüne, yoluna sövmek ya da karalamak değildir. Bir yol bozuksa, bozuktur. Bunu medenice izah ve ispat etmek, Müslümanları ikaz etmek herkesin hakkıdır. Bunu yapmak, fitne çıkartmak hiç değildir. Asıl fitne, nuru çoktan kesilmiş, icazeti çoktan bitmiş bozuk yolların hala hak olduğunu iddia etmek ve İmam-ı Rabbani (k.s.)nin "Kutta-i tarik/tarikat eşkıyası' dediği yol kesiciliği yapmak, insanları hak yoldan, hakiki mürşid ve müceddidlerden ayrı düşürmektir.

Her şeye rağmen kendilerinin hak kol olduğunu, mürşidlerinin hak mürşid olduğunu iddia edenlerin halleri de meydandadır. Bunların en önde gelenlerinden İsmailağa'nın bile hali meydandadır. Sözde mürşid Ali Haydar Efendi, Kamalistlerin zulmünden korkup 25 sene evinden dışarı çıkamamış, yakınlarının çocuklarına bile İslami ilimleri öğretmemiştir. Kendi memleketinde Müslümanların ne halde olduklarını, kendi memleketinde kafirlerin ne oyunlar yaptıklarını bile bilmemiştir. Nerede kaldı ki başka ülkelerin Müslümanlarına da mürşidlik yapsın... Onun yerine geçen sözde mürşid hatta sözde müceddid Mahmud Efendi 1998'den beri akıl hastasıdır ve bu da ispat edilmiş bir gerçektir. Bu şahsı ellerinde oynatıp müceddid ilan eden cübbeleri çıkasıca lüzumsuz herifler, tamamen sahtekarlıkla bir sözde sempozyum yapmışlardır. 

Diğerlerinin de bunlardan farkı yoktur. Akademi Dergisi'nde bunları müşahhas/somut delilleri ile 8 yıldır anlatıyoruz.

4 Mayıs 2017 Perşembe

İsmailağa Cemaati'nde kavga bitmiyor | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, cübbeli ahmet hoca, ismailağa cemaati, kıyamder, fatih medreseleri, recep konuk, mahmud efendi - mahmud ustaosmanoğlu,


İsmailağa Cemaati’ne mensup Fatih Medreseleri ve Kıyam-Der’in Mekke’deki çatışması, Cemaat içindeki ayrışmayı tekrar gündeme getirdi...

İsmailağa Cemaati’ne mensup Fatih Medreseleri ve Kıyam-Der’in Mekke’deki çatışması, Cemaat içindeki ayrışmayı tekrar gündeme getirdi.

Fatih Medreseleri sosyal medya hesabından “İsmailağa Derneği Başkanı Recep Konuk'dan Kabe’deki saldırı ile alakalı açıklaması” başlığıyla bir video paylaştı. Videoda Recep Konuk, “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’ye ve İsmailağa Vakfı’na çok sert ifadelerle yüklendi.

KABE’DEKİ CEMAAT ÇATIŞMASINDA NELER OLMUŞTU?

İsmailağa Cemaati’ne bağlı iki farklı grup Mekke’de 25 Nisan akşamı birbirine girmişti. Umre yapmak üzere Mekke'ye giden Fatih Medreseleri üyeleri ile Kıyam-Der’in Kabe’ye bir km uzaklıktaki otel önündeki kavgasında 8 kişi yaralanmıştı. Bu kavga üzerine Fatih Medreseleri ve Kıyam-Der yaptıkları açıklamalarla birbirlerini suçladılar. Fatih Medreseleri yaptığı ilk açıklamada, Emre Altınkum önderliğindeki Kıyam-Der üyelerinin kendilerine saldırdığını iddia etmişti. Kıyam-Der ise, saldırıdan Masum Bayraktar’ı sorumlu tutarak, Fatih Medreseleri’ne itibar edilmemesi gerektiği ifade etmişti.

2 Mayıs’ta İsmailağa Camii İlim Ve Hizmet Vakfı sitesinde yapılan açıklamada da Fatih Medreseleri ile İsmailağa Cemaati’nin ilişkisinin kesildiği ifade edilerek Kıyam-Der’e sahip çıkıldı. Açıklamada, Fatih Medreseleri ve Masum Bayraktar’a ilişkin çok ağır ifadeler dikkat çekti. 

İsmailağa Camii İlim Ve Hizmet Vakfı’nın resmi internet sitesinde yapılan açıklama şöyle:

RECEP KONUK’TAN CÜBBELİ AHMET’E: “YAHU SEN KİMSİN?”

Cübbeli Ahmet Hoca’nın Kabe’deki çatışmayı sanki oradaymış gibi anlattığını ifade eden Recep Konuk, Cübbeli’nin ağır ithamlarda bulunduğunu ifade etti. Masum Bayraktar’ın İsmailağa Cemaati’nin uzaklaştırıldığı şeklindeki ifadelere sert çıkan Recep Konuk, Cübbeli Ahmet Hoca ve İsmailağa Vakfı’na şu ifadelerle yüklendi:

➥ “Yahu sen kimsin? Sen bu Cemaatin uzaklaştırma veya yakınlaştırma mercisi misin? Yine İsmailağa Vakfı’na sesleniyorum. Siz efendi hazretleri yerine (Mahmut Usta Osmanoğlu’nu kastediyor) nasıl karar verirsiniz? Nasıl ithamlarda bulunursunuz? Cübbeli Ahmet Hoca, efendi hazretlerimiz buyuruyor; ‘Her mahalleye bir kız bir erkek medresesi açın’ Biz oyuz. İsmailağa İlim Hizmet ve Yaşatma Derneği Başkanı olarak söylüyorum. Bizim medreselerimiz var. Benim bir tek medresemde 86 talebe var Cübbeli Hoca. Senin hangi medresende kaç taleben var açıkla. Sen efendi hazretlerini temsil edemezsin. Efendi hazretleri adına açıklama yapamazsın. Ben yaparım. Çünkü efendi hazretlerinin yolundan geliyoruz. Yüzlerce medresemiz var. Yüzlerce hocamız, binlerce öğrencimiz var.”

KIYAM-DER İSMİ BIÇAKLI SALDIRI OLAYINDA DA GÜNDEME GELMİŞTİ

İsmailağa Cemaati lideri Mahmud Ustaosmanoğlu’nun yakınındaki isim ve Marifet Derneği Yönetim kurulu üyesi Şefik Kocaman'ın Fatih Çarşamba’da bıçaklı saldırıya uğraması sonrasında da Kıyam-Der ismi gündeme gelmişti. Saldırı sonrasında Marifet Derneği yaptığı açıklamada, saldırganın Kıyam-Der üyesi olduğunu ve derneğin Cübbeli Ahmet Hoca’ya yakın durduğunu öne sürmüştü. İsmailağa Vakfı ve Cübbeli Ahmet Hoca’nın Fatih Medreseleri’ni eleştirirken Kıyam-Der’e ilişkin sert sözler söylemekten çekinilmesi dikkat çekti.

2 Mayıs 2017 Salı

İsmailağa'dan Mekke açıklaması: Kavganın sebebi 'Masum Bayraktar' taraftarlarıdır. | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, ismailağa cemaati, ismailağa camii, fatih medreseleri, fitne, masum bayraktar, mekke, cemaat, kıyamder,


İsmailağa Camii İlim ve Hizmet Vakfı, Mekke'de yaşanan kavganın, cemaatle ilişiği kesilen ancak 'Fatih Medreseleri' ve 'Masum Bayraktar' adıyla faaliyetlerine devam edenlerin kışkırtması ve saldırısı sonucunda yaşandığını belirtti.

Kamuoyunda İsmailağa Cemaati adıyla bilinen İsmailağa Camii İlim ve Hizmet Vakfı, Mekke'de yaşanan kavgayla ilgili açıklama yaptı.

Açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi: 

➥ "Cemaatimize yakınlıkları ve manevi bağlılıklarıyla bilinen Kıyam-Der mensuplarına karşı, 'Masum Bayraktar' taraftarlarının kışkırtması, tacizi ve taarruzlarıyla yaşanan arbedenin, camiamız ve cemaatimizle hiçbir münasebeti olmadığı gibi camiamızın itibarına ve hükmi şahsiyetine zarar verici olduğu ve duyarlı insanlarımızda endişeye yol açtığı açıktır.

Kıyafetleri ve ifade tarzları ile zihinlerde İsmailağa Cemaati'ni temsil ve ilzam edici oldukları düşüncesi ve hissiyatını uyandırmaya çalışanların sebep oldukları fitne ve fesadın en tehlikelisi şüphesiz ki; bugünlerde cemaat muhalifliğini bu yanlış örnekler üzerinden bütün cemaatlere teşmil etmek isteyen kötü niyetli istismarcılara aradıkları fırsatları cömertçe sunmuş olmalarıdır. Bu ancak taammüden yapılacak kadar vebali ödenemeyecek vahim bir hatadır. Cenab-ı Mevla'dan bütün mü'minlere feraset ve basiret niyaz ediyor ve bu açıklamayı zaruri gördüğümüzü ifade etmek istiyoruz."

Açıklamada ayrıca, ısrarla sürdürdükleri fitne, fesat ve istismar faaliyetleri dolayısıyla cemaatle ilişiği kesilen ancak 'Fatih Medreseleri' ve 'Masum Bayraktar' adıyla faaliyetlerine devam edenlerin pek çok kez İsmailağa Cemaati'nin merkezi iradesi, faaliyetleri, ruhu ve manası ile hiçbir münasebetlerinin bulunmadığına dair kamuoyuna açıklamalar yapıldığı, bu konudaki hukuki takiplerin de devam ettiği bildirildi.

28 Nisan 2017 Cuma

Bozuk tarikat İsmailağa bildiğiniz gibi: Yine taraflar birbirine girdi

masum bayraktar, fatih medreseleri, kıyam-der, umre, ismailağa cemaati, cemaat, tarikat, mekke, kabe, facebook, karagümrük, hak tarikat mi, mahmud efendi,



Son dönemde bitmek bilmeyen iç çatışmalar, çekişmeler ve skandal fetvalar ile sık sık gündeme gelen bozuk/nursuz tarikat İsmailağa'ya bağlı iki grubun Umre için gittikleri Mekke'de kavga ettikleri, çok sayıda kişinin yaralandığı ortaya çıktı.


İcazetsiz, silsilesiz ve bozuk bir tarikat olan ve son dönemde iyice parçalanıp farklı gruplara ayrılan İsmailağa cemaatinden Kıyam-Der ve Fatih Medreselerine bağlı iki farklı grubun Umre için gittikleri Mekke'de kavga ettikleri ortaya çıktı. Kavganın 25 Nisan akşamı, Kabe’ye bir km uzaklıktaki otel önünde gerçekleştiği belirtiliyor. Sözlü sataşmayla başlayan kavga nedeniyle çok sayıda kişinin yaralandığı, yaralıların hastaneye kaldırıldıkları açıklandı.






BİRBİRLERİNİ SUÇLADILAR

Yaşanan kavga sonrası iki grup sosyal medya ve resmi internet sitelerinden hastane fotoğrafları yayınlarken, yaptıkları açıklamalarda birbirlerini suçladılar.

KIYAM-DER'İN AÇIKLAMASI

Kıyamder'in Facebook sayfasından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: "Kutsal topraklarda dahi fitne ateşini körüklemekten geri durmayan Masum Bayraktar ve müntesipleri kirli hesapları uğruna kendilerinden beklendiği gibi hiç bir zaman tasvip etmediğimiz görüntüler oluşmasına sebebiyet vermişlerdir. Masum Bayraktar ve müntesiplerinin genelde camiamız, özelde derneğimiz ile ilgili yaptıkları yayın ve algı operasyonlarına itibar edilmemesi gerektiğini kamuoyuna arz ederiz.

FATİH MEDRESELERİNİN AÇIKLAMASI

Kavganın diğer tarafı Fatih Medreseleri'nden yapılan açıklamada ise diğer grup için 'Karagümrük Çetesi' ifadesi kullanıldı, "Fatih Medreseleri genel Başkanı Masum Bayraktar Hoca Efendi, Umre vazifesini ifa etmek için kalabalık bir kafile ile kutsal topraklara gitti. Her şey çok mükemmel geçiyordu. İslam ahlakından zerre nasibi olmayan sözde bir umreci bir grup, dün akşam 21:00 sularında Mekke’deki otel lobisinde Masum Bayraktar Hoca Efendiye ve kafilesine hunharca saldırdı" denildi.

''BİZİ ÖLDÜRECEKLER''

Kavganın tarafı Fatih Medreseleri'nden yayılan aşağıdaki videoda Cumhurbaşka'nına seslenildi ve "Biz daha önce de bildirdik. Bunlar terör yuvası. Bir süre daha bunlara müdahale edilmezse bizi öldürecekler. Bu defa cenaze çıkacak'' denildi.



CEMAAT BU HALDE, SÖZDE MÜCEDDİDİ GÖREN, DUYAN YOK

Sözde, cemaatin başında bir mürşid, hatta müceddid var. Sözde, şu kadar, bu kadar tasarrufu ve kerameti var ama senelerdir cemaati rezil bir halde olduğu halde, parçalanma, bölünme, çekişme artarak devam ettiği halde, bir sözlü ya da yazılı görüş/karar beyan ettiğini, bunca rahatsız edici ve Müslümanlara da leke düşürücü çirkinliklere müdahale ettiğini gören yok. Samimi Ehl-i Sünnet Müslümanların, gerçekten tarikat yolundaki Müslümanların, bu sözde tarikatın gerçek yüzünü kabullenmeleri için daha ne görmeleri gerekiyor, anlayamıyoruz, yorumlayamıyoruz... 

KIYAMDER, CÜBBELİ AHMET HOCAYA YAKIN BİLİNİYOR

Sözde tarikat İsmailağa'nın, 20 yıldır psikiyatrlara götürülen sözde mürşidi hatta sözde müceddidi Mahmud Efendinin yakınındaki isim ve aynı zamanda Marifet Derneği'nin Yönetim kurulu üyesi de olan Şefik Kocaman'ın, Fatih Çarşamba’da bıçaklı saldırıya uğraması sonrasında da KIYAMDER ismi konuşulmuştu. O süreçte Marifet Derneği ile Cübbeli Ahmet arasında şiddetli ve karşılıklı atışmalar yaşanıyordu. O hadise sonrasında Marifet Derneği yaptığı açıklamada, saldırganın KIYAMDER üyesi olduğunu ve derneğin Cübbeli Ahmet Hoca ismi ile anılan Ahmet Mahmud Ünlü'ye yakın durduğunu iddia etmişti. O hadiseden önce de bu bozuk tarikatın mensupları arasında benzeri hadiseler yaşanmıştı. Bir seferinde sokak ortasında birbirlerine silah çektikleri dahi olmuştu ve bu rezil halleri de maalesef basına yansımış ve Ehl-i Sünnet ve ehl-i tarik Müslümanlara leke düşürmüştü.

(Mehmet Fahri Sertkaya)

Bu güne değin en çok tıklanılanlar